Boşanma Avukatı,Boşanma Avukatları,Ankara Boşanma Avukatı,Ankara Boşanma Avukatları

Boşanma Davası Malların Kaçırılması

T.C.
YARGITAY
1. Hukuk Dairesi

E:2009/1864
K:2009/2711
T:04.03.2009

TAŞINMAZ HUKUKU
TAŞINMAZDA DAVACININ MUVAFAKATİ İLE OTURULMASI DURUMU
DAVAYLA MUVAFAKATİN GERİ ALINMASI
ELATMANIN ÖNLENMESİ
AİLE KONUTU

Özet
Taşınmazda oturmasına rıza gösterilen davalının, davacının gelini olduğu ve davacının oğlu olan eşiyle boşanma davası bulunduğu ve eşlerin birlikte yaşamadığı dikkate alınarak, davanın açılmasıyla muvafakatin dava ile geri alındığı kabul edilmeli ve elatmanın önlenmesine karar verilmelidir.

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içereğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 1186 ada 1. parsel sayılı taşınmazdaki mesken niteliğindeki 5 no’lu bağımsız bölümün kayden davacıya ait olduğu, davalının kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmamakla beraber ikamet etmek suretiyle çekişmeli bağımsız bölümü kullandığı anlaşılmaktadır.
Davacı, davalının gelini olduğunu, oğlu ile birlikte oturmasına dair verdiği izne dayalı olarak taşınmazı kullandıklarını, ancak oğlunun gelini ile aralarının açılması nedeniyle oğlunun, davalı aleyhine aynı yer mahkemesinde açtığı boşanma davası nedeniyle oğlunun çekişmeli yeri terk ederek davalı ile ayrı yaşadıklarını, davalının kullanılamsına muvafakatinin olmadığını, bu nedenle taşınmazı terk etmesi için ihtar çekmesine rağmen davalının tasarrufunu sürdürdüğünü ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, davacı kayır maliki olup, Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Taraflar arasında bir kira ilişkisinde bulunmamaktadır. Esasen davalı ile birlikte davacının oğlunun taşınmazı muvafakata dayalı olarak tasarruf ettikleri dosya kapsamı ile sabittir.
Dava açılmış olmakla muvafakatin geri alındığının kabulü gerekir. Kaldı ki, davacının davalıya ihtar çekerek taşınmazı boşaltmasını istediğide sabittir. Öte yandan, davalının taşınmazın aile konutu olduğu yolundaki savunmasına kayıt maliki davacı ile davalının (ve eşiyle) arasında hukuki bir ilişki kurulmadığına göre davacıyı olayda 6570 Sayılı Yasa’nın 12. maddesi hükmünün uygulama yeri bulunmadığı da açıktır.
O halde, davalının taşınmazı kullanmasının haklı ve geçerli bir nedeninin bulunduğu söylenemez. Diğer taraftan, davacının oğlu ile davalının ayrı yaşamakla birlikte evliliklerinin devam etmekte olmasının davacının mülkiyet hakkı karşısında taşınmazı davalının kullanmasının haklı ve geçerli nedeni olarak da kabul edilemez.
SONUÇ: Hal böyle olunca; elatmanın önlenmesi isteğiyle birlikte
davacının, davalıya gönderdiğini ileri sürdüğü ihtarnamenin mevcudiyeti halinde, ihtarnamenin tebliği tarihi gözetilmek suretiyle belirlenecek ecrim isile hükmedilmesi; aksi halde muvafakatin dava açılmakla geri alındığının kabulü ile elatmanın önlenmesine, ancak ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.3.2009 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Somut olayda, davacı kayıt maliki davalı onun gelinidir. Davacının dava dışı oğlu ile davalı arasında boşanma davası görülmekte olup, henüz sonuçlanmamıştır. Çekişmeli bağımsız bölüm davalı ile eşine aile konutu olarak kullanılmak üzere özgülenmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinden kaynaklanan tasarruf yetkisi ancak yasal nedenlerle sınırlanabilir. Ancak, yasal olarak eşler bir arada (birlikte) yaşarlar.
Ortak haneyi (ortak konutu) eşlerden birinin terk etmiş olması konutun bu özelliğini değiştirmez.
Olayda, nizalı yerin karı koca tarafından bu şekilde kullandığı tartışmasızdır. Aile konutu kavramından çok yasal olarak bir arada yaşama durumunda bulunan kişiler onay verildiğinde bu onayın birlikte yaşayan (yaşaması gereken) kişilerin bir bölümü yönünden geri alınıp alınmayacağı önem kazanmaktadır. Bu tür bir davranış dürüstlük kuralıyla bağdaştırılmamalıdır. Kaldı ki, halen evlilik birliği devam etmektedir. Tüm bu nedenlerle mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının doğru olduğunu ve onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.
Erdal Sanlı Emin Seçkin
Üye Üye